Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Ahlaki Yapısı

Bayram Erdoğan

Site Danışmanı
Katılım
6 Nis 2018
Mesajlar
175
Beğeniler
38
Puanları
28
#1
Peygamberimizin Ahlaki Yapısı
Hz. Peygamber (asm), kıyamete kadar gelecek insanlara örnek bir şahsiyet, davranışlarından ders alınacak bir rehber olarak gönderildiği için (Ahzâb, 33/21) hayatın her yönünü kapsayan üstün bir ahlâkla donatılmıştır.(Kalem, 68/4)
Devlet başkanlığından aile reisliğine kadar her sahada üstün bir ahlâk ortaya koymuştur. İlâhî destek ve denetim altında bulunduğu ve gerektiğinde Rabbinin yardımını gördüğü halde, sıradan bir insan gibi hayatın bütün zorluklarını yaşamıştır. Onun bütün hayatı kucaklayan bu tabii yaşama biçimi, ahlâkının her devirde birbirinden farklı insanlar tarafından örnek alınabileceği inancını güçlendirmiştir.
Hz. Âişe, Resûlullah (asm)’ın ahlâkının Kur’an’dan ibaret olduğunu belirtmiş (Müslim, “Müsâfirîn”, 139), Hz. Peygamber de Cenâb-ı Hak tarafından en güzel şekilde eğitildiğiniifade etmiştir. (Münâvî, I, 429)
Resûl-i Ekrem (asm) güzel ahlâk üzerinde özellikle durmuş, ahlâkî erdemleri tamamlamak için gönderildiğini söylemiş (Muvatta, “Hüsnü’l-huluķ”, 8; Müsned, II, 381) ve yüzünü güzel yarattığı gibi huyunu da güzelleştirmesi için Allah’a dua etmiş (Müsned, I, 403; VI, 68, 155), mükemmel imanın güzel ahlâklı olmakla sağlanabileceğini bildirmiştir. (Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 15)
Onun başkalarına tavsiye ettiği ahlâk ilkelerini hayatı boyunca uygulaması (Buhârî, “Rikak”, 18) bu ilkelerin daha çok benimsenmesini sağlamıştır.
Hz. Peygamber Efendimiz (asm)'in bu özelliklerinden bazılarını şöyle özetleyebilriz:
- Herkese değer verir ve hiçbir şekilde nezaketi ihmal etmezdi. Gördüğü insanlara ayırım yapmadan önce o selâm verir, erkeklerle tokalaşır, muhatabı elini bırakmadıkça o da bırakmazdı. Karşısındakine bütün vücuduyla dönerek konuşur ve muhatabı yüzünü çevirmedikçe Resûl-i Ekrem (asm) de çevirmezdi. (Tirmizî, “Sıfatü’l-kıyâme”, 46)
- İnsanlara güzel söz söyler, güler yüz gösterir ve böyle davranmanın sevap olduğunusöylerdi. (Buhârî, “Sulh”, 11, “Edeb”, 68; Tirmizî, “Birr”, 36)
- İki şeyden birini yapmakta serbest bırakıldığında, kolay olanı tercih ederdi. (Buhârî, “Menâkıb”, 23; Müslim, “Fezail”, 77)
- Kendisi binek üzerindeyken yanında bir başkasının yaya yürümesinden rahatsızlık duyardı. (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 127, 128)
- Kendisini evlerine davet edenleri kırmaz ve gönüllerinin hoş olması için orada nâfile namaz kılardı. Birinin yanlış bir davranışını veya uygun olmayan kıyafetini gördüğü zaman utandırmamak için ona hatasını söylemez, bu uyarıyı başkalarının yapmasını tercih ederdi.(Ebû Dâvûd, “Tereccül”, 8)
- Ağzından çirkin söz çıkmaz, ahlâkı güzel olanın hayırlı insan olduğunu söylerdi. (Buhârî, “Edeb”, 38)
- Hayatında hiçbir kadını ve köleyi dövmemiş, şahsına yapılan haksızlıktan dolayı intikam almamıştır. (Müslim, “Fezail”, 79)
- On yıl boyunca hizmetinde bulunan Enes b. Mâlik’e bir defa bile kızmamış, yaptığı bir hata yüzünden onu azarlamamıştır. (Müslim, “Fezail”, 51)
- Son derece edepliydi ve hayânın imandan olduğunu söylerdi. Bir şeyden hoşlanmadığının ancak yüzünden anlaşıldığı, hanımların bazı özel hallerine dair sordukları sorulara cevap verirken oldukça zorlandığı belirtilmektedir. (Buhârî, “Hayız”, 13, 14, “Salât”, 8, “Menâkıb”, 23, “Edeb”, 72, 77)
- Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, insanları bağışlayıp kusurlarını görmezden gelirdi. (Tirmizî, “Birr”, 69)
- Görgüsüz bedevîlerin kaba davranışlarına rağmen, bu davranışlar karşısında gülümsemekle yetinirdi. (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 1; Nesâî, “Ķasâme”, 23, 24)
- Ganimet dağıtırken kendisine âdil davranılmadığını söyleyen bir kimsenin saygısızlığına kızmakla beraber Hz. Mûsâ’nın daha ağır hakaretlere sabrettiğini belirterek tahammül göstermiş (Buhârî, “Farzu’l-humus”, 19; “Meġāzî”, 56) ve Huneyn Gazvesi’nden dönerken ganimetleri bir an önce taksim etmesini isteyen bedevî Araplar’a kendisinin cimri olmadığını, elinde sayılamayacak kadar çok mal bulunsa bile hepsini kendilerine paylaştıracağını ifade etmiştir. (Buhârî, “Cihâd”, 24)
- Bir yolculukta mola verildiğinde Resûl-i Ekrem’in ağaca asılı kılıcını alarak, “Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?” diyen bir bedeviye, “Allah kurtaracak.” diye cevap vermiş, bu cevabın şaşkınlığıyla kılıcını elinden düşüren bu şahsa, “Ya şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?” diye sorduktan sonra kendisini serbest bırakmıştır. (Buhârî, “Cihâd”, 84; Müslim, “Müsâfirîn”, 311)
- Kötü isim yapmış biri dahi ziyaretine geldiğinde onu huzuruna kabul eder, kendisine güler yüz gösterip ikramda bulunurdu. (Buhârî, “Edeb”, 38, 48)
- Müslümanlara karşı çok merhametliydi. Yaptığı bazı nâfile ibadetleri onların da coşkuyla ifa ettiğini görünce bunların farz kılınabileceğini ve sonuçta müslümanların zor durumda kalacağını düşünerek bu tür ibadetleri yapmaktan vazgeçerdi. (Buhârî, “Teheccüd”, 5)
- Çocuklara da sonsuz bir şefkat gösterirdi; onları kucaklayıp öper, bağrına basardı.(Buhârî, “Cenâiz”, 32)
- Duada bulunması için kucağına verilen bebeklerin üstünü kirletmesini önemsemez(Buhârî, “Vudu”, 59), kız ve erkek torunlarını omuzuna alıp mescide gider, hatta onlar omuzunda iken namaz kılardı. (Buhârî, “Salât”, 106)
- Namaz sırasında ağlayan bir çocuğun sesini duyunca namazı çabuk kıldırırdı. (Buhârî, “Ezan”, 65)
- Kadınların hiçbir şekilde incitilmesini istemezdi. Kur’ân-ı Kerîm’de onun müminlere olan düşkünlüğünden, şefkat ve merhametinden söz edilmiş, müslümanların sıkıntıya uğramasının onu çok üzdüğü bildirilmiştir. (Tevbe 9/128)
- Son derece cömertti. Kendisinden bir şey istendiği zaman ona çok ihtiyacı da olsa verirdi. Bir defasında yamaçta yayılan koyun sürüsünü görüp birkaç koyun isteyen bedevîye bütün sürüyü vermişti.(Buhârî, “Cenâiz”, 28; “Edeb”, 39)
- Bir hanımın kendisi için dokuduğu bir kumaşı, onun üzerinde görerek isteyen sahâbîye hemen çıkarıp hediye etmişti. (Buhârî, “Libâs”, 18)
- Özellikle Ramazan aylarında “yağmur yüklü rüzgâr”dan daha cömert olurdu. (Buhârî, “Bedü’l-vahy”, 5)
- Yardıma ihtiyacı bulunan herkesin yardımına koşar, yetimlerle ilgilenilmesini teşvik eder, dul kadınlara ve yoksullara yardım edenlerin Allah yolunda cihad etmiş gibi sevap kazanacağını söylerdi. Kölelerin bir emanet olduğunu ifade ederek köle sahiplerinin yediklerinden onlara da yedirmesi, giydiklerinden giydirmesi gerektiğini belirtir ve güçlerinin yetmeyeceği işlerin onlara yaptırılmamasını isterdi. (Buhârî, “Îmân”, 22, “Büyû”, 34, “Nafakat”, 1, “Edeb”, 24; Müslim, “Zühd”, 41)
- İlk vahiy sırasında duyduğu bazı endişeleri gidermek isteyen Hz. Hatice kendisine “Sen akrabanı koruyup gözetirsin, konuştuğun zaman dosdoğru konuşursun, işini görmekten âciz olanlara yardım edersin, fakirlerin elinden tutarsın, misafiri ağırlarsın ve haksızlığa uğrayan kimselere arka çıkarsın” demişti. (Müslim, “Îmân”, 252)
- Düşmanları bile Onun üstün şahsiyetini övmek zorunda kalırdı. Ebû Süfyân, ticaret için gittiği Suriye’de Bizans İmparatoru Herakleios’un Peygamber hakkındaki sorularına cevap verirken onun en belirgin özelliklerinin doğruluk, iffet, ahde vefa ve emanete riayet olduğunu söylemişti. (Buhârî, “Bedü’l-vahy”, 7)
- Dürüstlüğüyle tanındığı için Kur’an’da da belirtildiği gibi İslâm karşıtları onu yalanlayamamış ve Allah’ın âyetlerini inkâr etmeye yeltenmişlerdi. (En‘âm 6/33) Toplumun hakları söz konusu olduğunda suçlu kim olursa olsun onu bağışlamaz, bu hususta kimsenin aracılığını kabul etmez, suçlu kendi çocuğu dahi olsa onu cezalandıracağını söylerdi. (Buhârî, “Fezailü ashabi’n-nebî”, 18)
- İstemeden birinin canını yaktığında ona kısas yapma yetkisi tanırdı. (Ebû Dâvûd, “Diyât”, 14)
- Ödünç deve veren bir bedevî devesini kaba bir üslûpla geri isteyince sahâbîler ona haddini bildirmek için harekete geçmişler, fakat Hz. Peygamber, “Alacaklının konuşma hakkı vardır” diyerek onları teskin etmiş ve bedevîye daha iyi bir deve verilmesini söylemiştir. (Buhârî, “Vekâlet”, 5, 6; Müslim, “Müsâkāt”, 120)
- İslâmiyet’e ve Resûlullah’ın şahsına karşı ağır hakarette bulunanlar onun huzuruna çıkıp müslüman olduklarında canları teminat altına alınırdı. (Muvatta, “Nikâh”, 20; Buhârî, “Meġāzî”, 23; Müslim, “Cihâd”, 98)
Faydalı Olması Dileğiyle...
Bayram ERDOĞAN
 
Yandex.Metrica
Üst Alt